0532 627 09 77 • info@silivrihaberhatti.com • Silivri: 14°C (Çok Bulutlu) 16 Ekim 2026, Cuma
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Orta Çırpıntı - Tedbir
Dalga
0.32 m
Rüzgar
Yıldız
Hız
10.3 Kt
Hafif Çırpıntılı Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

“Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğiniz.”

Cahit Zarifoğlu (Şair & Yazar)
Geri
18
Mutlu Gözücük
Mutlu Gözücük
Yazarın Makaleleri • 13 Yazı

SON NÖBET (Bölüm2)

00:00/--:--
0
SON NÖBET (Bölüm2)
Ertesi gün Zeynep hastaneye gittiğinde koridorda genç bir asker gördü.

Ertesi gün Zeynep hastaneye gittiğinde koridorda genç bir asker gördü. Yirmi yaşlarında bile değildi. Ağır yaralıydı. Zeynep yanından geçerken çocuk gözlerini açtı. “Abla,” dedi. Zeynep eğildi. “Efendim?” “Beni burada bırakmayın.” Zeynep onun elini tuttu. “Bırakmayacağız.” Genç asker gözlerini kapattı. “Annem bekliyor,” dedi.

Zeynep'in aklına çocukları geldi. Emre ve Elif. O anda hastanedeki genç askerle kendi çocukları arasında garip bir bağ kuruldu zihninde. Birinin annesi oğlunun dönmesini bekliyordu. Zeynep'in çocukları da annelerinin dönmesini bekleyecekti. Her insanın dünyası kendi ailesinden ibaretti. Fakat savaş, bu küçük dünyaları birbirine çarpıştırıyordu.

O akşam eve dönerken zihninde aynı soru dönüp durdu: “Ben çocuklarımı kurtarmak için buradan gidersem, bu çocuğun annesine ne diyeceğim?”

Bu soru, Zeynep'in kararını değiştiren ilk şey oldu. Fakat henüz karar vermemişti. Çünkü karar vermek, yalnızca başkalarını düşünmek değildi. İnsan kendi çocuklarından vazgeçerek ahlaki bir üstünlük kazanamazdı. Çocuklarının annesi olarak sorumluluğu da vardı.

Tam bu sırada şehirden çıkmak için son güvenli araçlardan birinin geleceği haberi geldi. Otuz kadar kişi götürülecekti. Zeynep çocuklarının isimlerini listeye yazdırdı. Annesini de götürecekti. Kendi adını da yazdırdı.

O gece çantaları hazırlarken uzun süre çocuklarını seyretti. Emre uyuyordu. Elif annesinin eski hırkasına sarılmıştı. Zeynep içinden, “Git,” dedi kendine. “Onlarla git. Senin görevin onların yanında olmak.”

Sonra hastanedeki genç askerin yüzü geldi gözünün önüne.

Telsiz.

Yaralılar.

Mahalledeki yaşlılar.

Gidemeyecek durumda olan insanlar.

Ve en önemlisi, şehir dışındaki birliklerle iletişimi sağlayan tek kişinin kendisi olduğunu hatırladı.

Sabaha kadar uyuyamadı.

Ertesi gün annesine her şeyi anlattı. “Ben kalırsam çocuklar annesiz kalabilir,” dedi. Annesi uzun süre sessiz kaldı. Zeynep onun “kal” veya “git” demesini bekliyordu. Fakat yaşlı kadın beklenmedik bir şekilde, “Evet,” dedi. “Kalabilirler.”

Zeynep annesine baktı.

“Bana kal demeyecek misin?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü bu kararı sen vereceksin.”

Zeynep'in gözleri doldu. “Ya yanlış karar verirsem?”

Annesi derin bir nefes aldı.

“İnsan hayatında bazı kararların doğru olduğunu önceden bilemez. Ama kararın bedelini bilerek verirsen, en azından kendine yalan söylememiş olursun.”

Zeynep sustu.

Annesi devam etti:

“Çocuklarını seviyorsun. Onları bırakmak istemiyorsun. Bunu biliyorum. Ama burada kalmak istiyorsan, bunu çocuklarını sevmediğin için yapmadığını da bil. Belki tam tersine, onları sevdiğin için yapıyorsun. Çünkü onların bir gün dönebileceği bir yer bırakmak istiyorsun.”

Bu söz Zeynep'in içinde uzun süre yankılandı.

Birden vatanın ne olduğunu daha başka bir şekilde düşünmeye başladı. Vatan yalnızca üzerinde yaşanan toprak değildi. Çocukların büyüyebileceği bir okul, insanların tedavi edilebileceği bir hastane, ölülerin gömülebileceği bir mezarlık, insanların korkmadan konuşabileceği bir sokak, bir gün geri dönülebilecek bir evdi. Eğer herkes yalnızca kendi ailesini kurtarmak için giderse geride geri dönülecek hiçbir şey kalmayacaktı.

Zeynep o zaman kararını verdi.

Ama bu karar, ölmeye razı olmak değildi.

Tam tersine, yaşamak istiyordu.

Çocuklarına yeniden kavuşmak istiyordu.

Murat'ın dönmesini istiyordu.

Bir gün mutfağında yeniden çay demlemek, Elif'in okul çantasını hazırlamak, Emre'nin derslerine kızmak istiyordu.

Kalmasının anlamı ölümü seçmek değildi. Kalmasının anlamı, kendi hayatını başkalarının hayatından daha değerli görmemekti.

Kendisi için bir kaçış yolu da hazırladı. Şehir dışındaki güvenli güzergâhları öğrendi. Telsiz bağlantılarını düzenledi. Hastanedeki yaralıların listelerini çıkardı. Mahallede kalan insanların isimlerini kaydetti. Yiyecek ve ilaçların nerede olduğunu belirledi. Çocuklarının bulunduğu yere ulaşabilecekleri bir iletişim zinciri kurdu.

Kendine şöyle dedi:

“Ben kahraman olmayacağım. Hayatta kalmaya çalışacağım. Ama bunu yaparken başkalarının yaşama hakkını da unutmayacağım.”

Son tahliye aracı geldiğinde çocukları bindirdi.

Emre annesinin elini bırakmak istemiyordu.

“Sen de geleceksin, değil mi?”

Zeynep oğlunun gözlerine baktı.

“Geleceğim.”

“Ne zaman?”

Zeynep birkaç saniye sustu.

“Bilmiyorum.”

Çocuk ağlamaya başladı.

Elif annesine sarıldı.

“Ben seni bekleyeceğim.”

Zeynep kızının saçlarını öptü.

“Ben de seni bulacağım.”

Bu söz, Zeynep'in kendisine verdiği sözdü.

Annesi kamyona binerken ona son kez baktı. İkisi de ağlamıyordu. Çünkü bazı vedalarda ağlamak bile insanın söylemek istediği şeyleri anlatmaya yetmiyordu.

Araç hareket etti.

Zeynep arkasından baktı.

Kamyona el sallamadı.

Çünkü el sallarsa kararının zayıflayacağından korktu.

Araç gözden kaybolduktan sonra uzun süre olduğu yerde kaldı.

Sonra arkasını dönüp şehre baktı.

Artık şehirde yalnızca birkaç yüz insan kalmıştı.

Ve o insanlar ona bakıyordu.

Zeynep ilk kez o anda gerçekten yalnız olmadığını anladı.

 

**

 

Son günler ağır geçti.

Şehirde yiyecek azaldı. Elektrik tamamen kesildi. Hastanede jeneratör yalnızca birkaç saat çalıştırılabiliyordu. Sokaklarda sessizlik hâkimdi. Fakat insanlar hâlâ birbirlerine yardım ediyordu. Bir evde kalan son un başka bir eve gönderiliyor, birinin ilacı diğerine veriliyor, çocuklar sırayla korunuyordu.

Zeynep her gece telsizin başına geçiyordu.

Bazen dışarıdan cevap geliyordu.

Bazen gelmiyordu.

Bazen yalnızca cızırtı duyuluyordu.

Fakat Zeynep artık o cızırtıyı bile boşluk olarak görmüyordu.

Çünkü orada, görünmeyen bir yerde, başka insanlar da bekliyordu.

Bir gece okulun önünden geçerken kapının açık olduğunu gördü. İçeri girdi. Sınıflardan birinde tahtada yarım kalmış bir cümle vardı:

“Gelecekte...”

Öğretmen cümleyi tamamlayamamıştı.

Zeynep tahtanın önünde durdu. Bir süre düşündü. Sonra tebeşiri aldı ve cümlenin altına, “burada yine çocuklar olacak,” yazdı.

Tahtaya baktı.

Bu bir temenni değildi.

Bir kararın ifadesiydi.

Çünkü Zeynep artık savaşın ne olduğunu biliyordu.

Savaş yalnızca insanların birbirine ateş etmesi değildi. Savaş, insanların geleceğe inanmasını engellemekti. İnsanları evlerinden, çocuklarını okullarından, yaşlıları hatıralarından, insanları birbirlerine duydukları güvenden koparmaktı.

Direnmek ise yalnızca silah kullanmak değildi.

Bir çocuğun ertesi gün okula gideceğine inanmak da direnişti.

Bir annenin oğlunun döneceğini beklemesi de.

Bir kadının yaralı bir askerin elini tutması da.

Bir öğretmenin savaşın ortasında ders anlatması da.

Ve bir annenin, çocuklarını güvenli yere gönderdikten sonra onların dönebileceği bir ülkenin kalması için geride durması da.

Zeynep okuldan çıktı.

Uzakta motor sesleri duyuluyordu.

Korkuyordu.

Hem de çok korkuyordu.

Fakat artık korkusundan utanmıyordu.

Korkunun insanı zayıf yaptığını düşünmüyordu.

Korku, ona kaybedecek şeyleri olduğunu hatırlatıyordu.

Ve insanın kaybedecek şeyleri varsa, onları korumak için mücadele etmesi gerekiyordu.

O gece Zeynep şehrin içinde yürürken çocuklarını düşündü. Emre'nin büyüdüğünde bu günleri hatırlayıp hatırlamayacağını, Elif'in annesinin neden gitmediğini anlayıp anlayamayacağını düşündü. Belki yıllar sonra ona kızacaklardı. Belki “Bizi neden bırakıp gittin?” diye soracaklardı.

Zeynep onların karşısında vereceği cevabı o gece zihninde ilk kez kurdu:

“Ben sizi bırakmadım. Sizi gönderdim. Çünkü anneliğin yalnızca çocuklarının yanında bulunmak olmadığını öğrendim. Bazen onların yaşayabileceği bir gelecek için, onların yanında olamadığın bir zamanı göze almak zorunda kalırsın.”

Sonra başka bir düşünce geldi.

Belki çocukları bu sözleri hiç duymayacaktı.

Belki Zeynep o güne kadar yaşayamayacaktı.

Ama yine de yaptığı seçimin anlamı vardı.

Çünkü insan yalnızca sonuçlarından sorumlu değildi.

Niyetinden, iradesinden ve seçtiği davranıştan da sorumluydu.

Sabaha karşı telsizden bir ses geldi.

“Burada mısınız?”

Zeynep cihazın başına eğildi.

“Buradayız.”

“Kaç kişi kaldınız?”

Zeynep etrafına baktı.

Sonra cevap verdi:

“Yeterince.”

Karşı taraftaki ses bir süre sustu.

“Dayanabilir misiniz?”

Zeynep pencereden dışarı baktı.

Şehir yorgundu.

İnsanlar yorgundu.

Kendisi de yorgundu.

Ama ilk kez yüzünde sakin bir ifade vardı.

“Dayanacağız,” dedi.

Telsizi kapattı.

Pencerenin önünde durdu.

Güneş henüz doğmamıştı.

Fakat gökyüzünün en karanlık yerinde çok hafif bir aydınlık başlamıştı.

Zeynep bunun zafer anlamına gelmediğini biliyordu.

Savaşın biteceğini de bilmiyordu.

Şehrin kurtulacağından emin değildi.

Kendisinin çocuklarına yeniden kavuşacağından bile emin değildi.

Ama bir şeyi biliyordu:

İnsan bazen geleceği garanti altında olduğu için mücadele etmez.

Tam tersine, geleceğin belirsiz olduğunu bildiği için mücadele eder.

Çünkü gelecek, yalnızca başımıza gelecek bir şey değildir.

Bir parçasını da biz kurarız.

Zeynep kapıyı açtı ve dışarı çıktı.

O gün şehir hâlâ tehlikedeydi.

Ama şehirde yaşayan insanlar henüz vazgeçmemişti.

Ve Zeynep, çocuklarının bir gün dönebileceği bir yer kalması için yürümeye devam etti.

Ne kahraman olduğunu düşünüyordu ne de kendisini feda ettiğine inanıyordu.

Yalnızca bir anneydi.

Bir yurttaştı.

Korkuyordu.

Yaşamak istiyordu.

Çocuklarına yeniden kavuşmayı istiyordu.

Ama bütün bunlara rağmen, kendi hayatının başkalarının hayatından daha değerli olduğuna karar vermemişti.

Belki de insanın gerçek cesareti tam burada başlıyordu.

Kendisini kaybetmeden başkalarını düşünmekte; başkalarını düşünürken de kendisini feda etmeyi bir kahramanlık sanmamakta.

Zeynep'in son nöbeti böyle başladı.

Ve o sabah, savaşın ne zaman biteceğini bilmeden, ilk kez gerçekten geleceği düşünerek yürüdü.

                                                                                           Mutlu Gözüküçük, Ataşehir, 11.09.2026

%100 Beğeni
10 Okunma
|
0 Dinleme
YORUMLAR (0)

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın
Daha İyi Bir Okuma Deneyimi İçin Çerezler

Haber ve köşe yazılarımızı en iyi deneyimle okumanız, sesli dinleme tercihlerinizi hatırlamamız ve içerik kalitemizi artırmamız için çerezlerden yararlanıyoruz. Detaylı bilgi için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.

SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS