0532 627 09 77 • info@silivrihaberhatti.com • Silivri: 17°C (Yağmurlu) 13 Ekim 2026, Salı
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Denize Açılmaya ve Bal
Dalga
0.1 m
Rüzgar
Yıldız
Hız
1.3 Kt
Sakin Deniz (Çarşaf Gibi) Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

“Karadutum, çatal karam, çingenem / Nar tanem, nur tanem, bir tanem...”

Bedri Rahmi Eyüboğlu (Ressam & Şair)
Geri
18
Mutlu Gözücük
Mutlu Gözücük
Yazarın Makaleleri • 13 Yazı

SON NÖBET (Bölüm 1)

00:00/--:--
0
SON NÖBET (Bölüm 1)
Savaşın ne zaman başladığını herkes biliyordu ama Zeynep için savaşın başlangıç tarihi, gazetelerin yazdığı tarih değildi.

 

Savaşın ne zaman başladığını herkes biliyordu ama Zeynep için savaşın başlangıç tarihi, gazetelerin yazdığı tarih değildi. Gazeteler sınırdaki ilk çatışmanın saatini, düşen ilk bombanın yerini, hayatını kaybeden askerlerin isimlerini ve hükümetin yaptığı açıklamaları yazıyordu. Televizyonlarda haritalar açılıyor, kırmızı çizgiler üzerinde birliklerin hareketleri gösteriliyor, yorumcular cephelerin durumunu tartışıyordu. Oysa Zeynep için savaş, bir gece elektriklerin kesilmesiyle başlamıştı. Buzdolabının uğultusu birden durmuş, evin içindeki bütün sesler kesilmiş, ardından uzaktan gelen patlama sesleri karanlığın içinde daha belirgin hale gelmişti. O sırada mutfak penceresinin önünde durmuş, karşı tepelerde aralıklarla yükselen kızıllıklara bakarken, ilk kez çocuklarının geleceği konusunda korkmuştu. On iki yaşındaki oğlu Emre ile sekiz yaşındaki kızı Elif odalarında uyuyorlardı. Annesi arka odada yatıyordu. Kocası Murat ise üç ay önce askere gitmişti. Son mektubunda, “Merak etmeyin, yakında döneceğim,” yazmıştı. Zeynep o cümleyi defalarca okumuş, özellikle “yakında” kelimesinin üzerinde durmuştu. Savaş başladığında insan bazı kelimelerin anlamının nasıl değiştiğini anlıyordu. Yakında artık birkaç gün sonra demek değildi. Yakında, belki yarın, belki aylar sonra, belki de hiçbir zaman demekti.

Sabah olduğunda şehirdeki insanların davranışları değişmişti. Herkes birbirine aynı soruları soruyor, fakat hiç kimse doğru dürüst cevap veremiyordu. Yollar açık mıydı, şehirden çıkılabiliyor muydu, ordu geri çekilmiş miydi, başka bir saldırı bekleniyor muydu? Sorular çoğalıyor, cevaplar azalıyor, söylentiler gerçeklerin yerini alıyordu. Öğle saatlerinde belediyenin hoparlörlerinden vatandaşların mümkün olduğunca bölgeyi terk etmeleri gerektiği duyuruldu. Zeynep eve geldiğinde annesini yatağın kenarında otururken buldu. Yaşlı kadın onun yüzüne baktı ve “Duydun mu?” diye sordu. Zeynep başını salladı. “Gidecekmişiz.” Zeynep pencereye doğru yürüdü. “Nereye?” diye sordu. Annesi cevap vermedi. Zaten kimsenin cevabı yoktu.

O gün Zeynep çocukların çantalarını hazırlamaya başladı. Birkaç parça giysi, ilaçlar, biraz yiyecek, çocukların kimlikleri ve Murat'ın son mektubu. Mektubu çantaya koyduktan sonra tekrar çıkardı. Bir süre elinde tuttu. Sonra kendi çantasına yerleştirdi. Bunun nedenini bilmiyordu. Belki Murat'ın eve döndüğünde çocuklarının yanında olmasını istediği için, belki de bir gün çocuklarına babalarının el yazısını göstermek için. İnsan, felaket zamanlarında geleceğin ne kadar uzak olduğunu bilemediğinden, küçücük şeylere bile büyük anlamlar yüklemeye başlıyordu.

İlk günlerde Zeynep yalnızca ailesini düşünüyordu. Sabah erkenden ekmek kuyruğuna giriyor, annesinin ilaçlarını bulmaya çalışıyor, çocukların yanında korkusunu belli etmemeye uğraşıyor, geceleri kapıları birkaç kez kontrol ediyordu. Ancak savaş, insanın yalnızca kendi ailesini düşünmesine izin vermiyordu. Mahallede yaşayan insanların birçoğunun çocukları, hastaları ve yaşlıları vardı. Erkeklerin büyük kısmı askere alınmış veya şehirden ayrılmıştı. Bir sabah komşusu Ayşe Hanım kapısını çaldı. Karşı apartmanda tek başına yaşayan iki yaşlı kadının iki gündür yemek yemediğini söyledi. Zeynep mutfağa girdi, dolapta ne varsa çıkardı. Birkaç patates, biraz bulgur ve pirinç vardı. O gün on iki kişiye yemek yaptılar. Ertesi gün yirmi kişiye. Birkaç gün sonra mahalledeki kadınlar kendi aralarında iş bölümü yapmaya başladılar. Biri yemek yapıyor, biri ilaç arıyor, biri çocukları topluyor, biri hastaneye gidiyor, biri yaşlıların ihtiyaçlarını karşılıyordu.

Zeynep o günlerde savaşın başka bir yüzünü görmeye başladı. Cephede erkekler savaşıyordu ama geride kalan hayatı ayakta tutanların çoğu kadınlardı. Onlar silah taşımıyorlardı; çocukları taşıyor, su bidonları taşıyor, ilaç taşıyor, yaralıları taşıyor, cenazeleri kaldırıyor, birbirlerinin korkularını taşıyorlardı. Savaşın tarihini yazacak olanlar belki tanklardan, birliklerden ve cephelerden söz edecekti. Fakat Zeynep, bir toplumun yalnızca silahla değil, günlük hayatını sürdürebilme gücüyle de savaştığını görüyordu.

Bir akşam Emre ona, “Anne, neden gitmiyoruz?” diye sordu. Zeynep o sırada sofrayı topluyordu. Elindeki tabağı bıraktı. “Belki gideceğiz,” dedi. “Ne zaman?” “Yakında.” Emre annesinin yüzüne baktı. “Herkes gidiyor.” Zeynep cevap vermedi. Birkaç saniye sonra çocuk başka bir soru sordu. “Anne, vatan nedir?” Zeynep şaşırdı. Bu soruya hazırlıklı değildi. Çocuğun karşısında birden devlet kitaplarındaki cümleler anlamsızlaştı. Vatanın sınırlar, bayrak ve toprak olduğunu söylemek kolaydı. Fakat savaşın ortasında, oğlunun gözlerinin içine bakarak bunu söylemek başka bir şeydi. “Vatan,” dedi yavaşça, “insanın kendisini ait hissettiği yerdir.” Emre, “Evimiz gibi mi?” diye sordu. “Biraz.” “Peki evimizi bırakıp gidersek vatanı da bırakmış olur muyuz?” Zeynep oğlunun saçlarını okşadı. “Hayır. İnsan bazen evini bırakmak zorunda kalabilir. Ama kendisini bırakmamalıdır.” Emre bu cevabı anlamamıştı. Zeynep de söylediği sözün ne kadarını gerçekten anladığından emin değildi.

Savaş ilerledikçe şehir küçülmeye başladı. Önce dükkânlar kapandı. Sonra okullar. Sonra bazı hastane bölümleri. Sonra insanlar. Her gün birkaç aile daha şehri terk ediyordu. Pencereler kararıyor, sokaklar boşalıyordu. Bir sabah karşı komşunun evinin önünde çocuk bisikleti gördü Zeynep. Aile gece gitmişti. Bisikleti götürmeye fırsat bulamamışlardı. Zeynep bisiklete uzun süre baktı. O an savaşın yalnızca insanları değil, insanların eşyalarına yüklediği anlamları da değiştirdiğini düşündü. O bisiklet artık bir oyuncak değildi. Burada yaşamış bir çocuğun sessiz kanıtıydı.

Bir süre sonra hastanede çalışan yaşlı bir teknisyen Zeynep'e eski bir telsiz verdi. Şehir dışındaki bazı birliklerle hâlâ bu cihaz üzerinden iletişim kurulabiliyordu. Zeynep ilk gün cihazın nasıl çalıştığını anlamadı. Sonraki gün birkaç kelime duydu. Üçüncü gün karşıdan bir ses geldi. “Duyan var mı?” Zeynep düğmeye bastı. “Buradayız.” Karşıdaki adam, “Kim konuşuyor?” diye sordu. Zeynep bir an düşündü. “Burada insanlar var,” dedi. Karşı taraf sessiz kaldı. Zeynep devam etti: “Hâlâ buradayız.”

Bu konuşmadan sonra telsiz, şehirde kalanların dışarıyla bağlantı kurmasını sağlayan en önemli araçlardan biri haline geldi. Hastanedeki yaralıların durumunu bildirdiler, ilaç istediler, yiyecek istediler, tahliye için yardım talep ettiler. Zeynep geceleri telsizin başında oturuyor, gelen mesajları kaydediyor, sabah hastanedekilere iletiyordu. Artık insanlar ondan haber bekliyordu. Bu durum Zeynep'in üzerinde ağır bir sorumluluk oluşturuyordu. Çünkü bir insanın size güvenmesi, ona karşı görünmez bir borç doğuruyordu.

Bir gece telsizden Murat'ın bulunduğu bölgenin adı geçti. Zeynep nefesini tuttu. “Tekrar eder misiniz?” diye sordu. Ses bölgenin adını yeniden söyledi. Zeynep cihazın başında saatlerce oturdu. Murat hakkında başka hiçbir bilgi gelmedi. Yaşıyor muydu, yaralı mıydı, esir miydi, ölmüş müydü bilmiyordu. Sabaha kadar bekledi. Annesi onu telsizin başında buldu. “Bir haber mi var?” diye sordu. Zeynep başını salladı. “Bilmiyorum.” Annesi onun omzuna elini koydu. “Bazen bilmemek de insanı öldürür,” dedi. Devamı var...

%100 Beğeni
17 Okunma
|
0 Dinleme
YORUMLAR (0)

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın
Daha İyi Bir Okuma Deneyimi İçin Çerezler

Haber ve köşe yazılarımızı en iyi deneyimle okumanız, sesli dinleme tercihlerinizi hatırlamamız ve içerik kalitemizi artırmamız için çerezlerden yararlanıyoruz. Detaylı bilgi için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.

SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS