Marks’a göre para; “En uzlaşmaz şeyleri öpüştüren, gözle görülen tek tanrıdır”!
Para Sayesinde çirkin olan gözüne güzel görünür, kötürüm olan ayaktadır, Vicdansız olan saygıdeğerdir” demiş.
Yeni dünyanın tanrısı bu!
Kültür, bu tanrının sunağında kurban edilirken, din ise ya para karşılığı affediliyor ya da para karşılığı satılıyordu” derken, “Yahudi Sorunu üzerine” de dinin ve paranın birbirine nasıl dolandığını anlatıyordu.
Din paranın hizmetine girdiğinde artık, “Kurtuluş değil” “Teselli satıyordu” Sermaye ise bu teselliyi satın alıyor. İnsan cebindeki parayla hem günahını hem affını satın alabiliyordu.
Şu yukarıdaki sözlere bayıldım çünkü!
Gündüz, bizlere gayya kuyularından bahsedenler, gece pavyonda günah satın almaktan geri durmuyorlardı.
Gündüz, mini minnacık Sermayelerin, kocaman kazançlarını izlerken gece iftarda fakirlerin ne kadar asil olduklarını ve bu yüzden cennette peygamberimize komşu olacaklarını ballandıra ballandıra anlattıkların da insanın içinden Tanrı’nın Gazabından da korkmuyorlar diyesi geliyor. Geliyor ama tam diyecekken insanın kendi yarattığı tanrının korkusu aklına düşüveriyor.
Yani onlar da Allah Korkusu yok!
Ama Karun kadar zenginler. Vallahi de billahi de Allah korkusuyla ne elim fazladan bir şeye gitti. Ne de birinin malını aşırdım bir kuruş hakkım olmayana el uzatmadım. Billahi de Allah korkusuydu bu!..
Saygıdeğer bir vicdanım beni hep doğru yola itekledi… Genlerimi seviyorum…
Maxime Rodinson’un “islam ve kapitalizm” inde işaret ettiği gibi dinin ekonomik öğretisi bile kapitalist sistem içinde yeniden yorumlanmaya, sermayenin ihtiyaçlarına göre eğilip bükülmeye açık hale geliyor.
Şimdi, bize öğretilenin dışına çıkmış mı oluyoruz 1/40’la herkesin ihtiyacı karşılanıyor sanıyorduk. İşin içine başka hesaplar girince 1/40 yetmez oldu!..
Ama gelin görün ki ülkemizde "40/10 kanunu", teknik adı ve mevzuattaki tam karşılığı ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK) 40. maddesinin 1. fıkrasının 10 numaralı bendi ile bahsedilen (GVK Md. 40/10). Dolayısıyla gıda bankaları ve gıda bankacılığı kapsamında yapılan bağışlar, GVK 40/10 maddesine tamamen uygundur ve doğrudan bu kanun hükmüne dayanmaktadır. Diyerek kuruluş dernek ve STK’lara yapılan yardımların tamamı vergilerden muaf tutulmuştur.
Bu düzenleme, gıda bankacılığı kapsamında yapılan bağışların vergisel durumunu belirlemektedir.
Yani, faturayı koy, parayı götür diyenler çoğunlukta olunca devlet için yeni bir takip kurumu başlatılmış oldu. Şimdi, tüm belediyelerin bir gıda bankacılığı mevcut. Hani bu tanrının gazabından korkanlar için bir fırsat mı bu! Kendilerini affettirme müessesi oldu sanırım.
Yazının başında belirttiğimiz Sermaye, teselliyi de satın mı alıyordu. İktidarı, muhalefeti “Gıda Bankası” açma yarışına girdiler.
Satın alanlar vergiden %100 muaf oldular.
Alamayanlar Tanrıyla karşı karşıya kaldılar!
Olaya, biraz mizahsen yaklaştık ama haklıyız da hani. Siz Marks’ı boş verin fazla takmayın(!) Bizimkiler, en azından açık ve iki tarafında lehine bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Katolik kiliseleri, kilise adına el koyuyordu. Orada Tanrı adına yapılıyordu her şey ama tanrının böyle bir işten haberi yoktu! Malını al geri alabilirsen!..
Lafı, niye bu kadar dolandırdım!
Brezilya’da ki seçimleri izlediniz mi? En azından bir bilgi sahibi olabildiniz mi?
Brezilya’nın bizden bir farkı yok! Yer yer parçalı bulutlu sefalet ve sağnak yoksulluk içindedir. Onlarda küçük Amerika olma özentisi yoktur. Futbolun tanrısı vardır ona güvenirler…
Brezilya’da Kamuoyu araştırma kuruluşlarının ikinci tur anketlerinin sonucunda Bolsonaro, lehine yüzde 52-48 olan dağılım, 22 Ekim’de yüzde 50-50’ye gelmişti. Seçim arifesindeki son araştırmada ise Bolsonaro yüzde 51, Lula yüzde 49 görünüyordu
Sonuçta ilk turda 2,22 milyon oy geride olan Lula, bu kez 4,43 milyon farkla kazandı. Bolsonaro’ nun oyları artsa da kazanmaya yetmedi. Dolayısıyla ikinci tur, ilk turdaki oyların iki aday arasında yeniden paylaşıldığı bir seçim olmanın ötesine geçti.
Biz de böyle bir durum var mı? Olma ihtimali nedir?..
Brezilyalı seçmen, Tanrının gazabından korkmadan gidiyor oyunu kullanıyor?
Şöyle bir Felsefe sözcüğü ile bitireyim. İmminüel kant, tanrıyı yüceltir, onu gökyüzüne taşır. Oysa, Baruch Spinoza tanrıyı yeryüzüne indirir ve insanların arasında dolaştırır. Azapsız, gazapsız bir tanrı size yardımcı olur. Oysa Kant Metafiziğin de bir ahlakı olduğuna sizi inandırır! Yani gökyüzüne baktığınız da sonsuzluk sizi ürkütebilir ama zaman kavramı sizi teselli de edebilir. Bilinmeyenin bin bir afedici yanı vardır… Oysa aranızda dolaşan tanrı size matematik sorar. Vicdan muhasebesidir bunun adı! Sanırım, Spinoza’nın tanrısı biraz sosyalist midir ne?
Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yazın