0532 627 09 77 info@silivrihaberhatti.com Silivri: 24°C (Parçalı Bulutlu) 12 Eylül 2026, Cumartesi
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Denize Açılmaya ve Bal
Dalga
0.2 m
Rüzgar
Poyraz
Hız
7 Kt
Sakin Deniz (Çarşaf Gibi) Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

Bir elde kadeh, bir elde Kur'an; bir helaldir işimiz, bir haram. Şu yarım yamalak dünyada ne tam kafiriz ne tam Müslüman.

Ömer Hayyam (Şair & Matematikçi)
Lütfü Ertürk
Lütfü Ertürk Köşe Yazarı
19.08.2014
510 okuma | 0 dinleme

Nostalji yazıları serisi…

Yaklaşık 7 dk okuma
Nostalji yazıları serisi…

Şehre bir film gelirSilivri'nin Arnavut kaldırımlı sokaklarını hatırlar mısınız? Beyaz taş döşeli yolları. 1960’ların sonumu neydi? 6.filonun geldiği ve Galata çevresindeki bütün evlerin beyaza boyatıldığı yıllardı. Süt tozu ile besleniyordu okullarda çocuklar. Gazeteler; öğrenci ayaklanmalarını yazardı ve ben, küçük bir çocuktum. Fakirdik, ilkokuldan sonra okumak yerine, çalışma hayatına en kısa yoldan nasıl atılacağımızın sorgulandığı yıllardı. Sıcak yaz akşamlarında, insanların tek eğlencesi Çay bahçeleri veya yazlık sinemalardı. O yılların çocukları olarak gündüzleri sanayide çalışır, geceleri ise bedava film seyretme karşılığında; bu yazlık sinemalarda gazoz satardık. Şehre bir film gelir, filmin afişleri tahta panolara yapıştırılır ve bir eşeğin iki yanından bağlanırdı. Sokak, sokak dolaştırılırdı. Çığırtkan, “herkes erken gelmeli yerlerini temin etmeli” diye bağırırken, bizler de eşeğin peşi sıra dolaşırdık. Şehre bir film gelir; filmin adı Samanyolu! Oynatıldığı yer, "Sunar" sineması. Yazlık Sinemaydı Değişim gazetesinin olduğu yerdeydi..3 hafta oynamıştı. O gecelerden birindeydi ve ben aşkı tanıyordum, çaresizliği tanıyordum, mahvolan hayatları izliyordum ve çocuktum. Sinema o gece yine çok kalabalıktı, Silivri bu filmi seyretmek için yarışıyordu. Gazoz satışlarımızda iyi idi çoksatarsak bize de bir tane içme hakkı tanıyordu patron. Işıklar sönmüş herkesin dikkati filmi izliyordu. Aynı sırada oturan genç kızla genç bir erkek filmi seyretmiyorlar birbirlerine bakıyorlardı. Filmin son karesine kadar birbirlerine baktılar. Işıklar yandığında tanıdım onları. Sanayiden Osman usta ve Asuman ablanın kızı Yıldız idi. Osman usta evliydi iki çocuğu vardı. Yakışıklı, siyah saçlı, yeşil gözlü, yanık tenli bir adamdı, Yıldız 20’sinde ya var, ya yoktu. Evde kısmet bekleyen kızlardandı. O yıllarda, 20’sini aştı mı bir kız, evde kalmaya aday sayılırdı. Teyzem vardı benim, 26’sında kocaya kaçtı da mahalle baskısından kurtuldu. O geceden sonra ben her sinema çıkışında eve giderken Yıldız’ın camlarının altında Osman ustayı görür oldum. O yıllarda sokak lambaları 100 metre ara ile konmuştu. Sarı hastalıklı cılız bir ışık yanar iki lambanın arası zifir karanlıktı. O karanlık bölgeleri geçerken ya koşar ya da şarkı söylerdik. Çocukluk işte! Osman ustanın dükkânı, dayımın dükkânın yanında idi. İş olmayınca gider, onun dükkânın önünde oturur Yıldız’ın geçmesini beklerdim. Bana gülümsemesini beklerdim. Ne de olsa; sırdaşları sayılırdım. Osman ustanın tamirhanesini çok severdim Duvarlarında hep Amerikan arabalarının posterleri asılıydı. Bu ilişki yavaş, yavaş duyuldu mahallemizde. Önce Osman ağabeyin hanımı çocuklarını aldı gitti evden. Osman usta pek üstünde durmadı. Yıldız ile de Artık geceleri görüşmüyorlardı. Osman usta bana mektup verirdi ben götürüp Yıldız’a teslim ederdim. İçim bir garip olurdu. Kendimi o aşkın içinde üçüncü kişi görür ve birazda sorumluluk duyardım. Bir sabah Osman ustayı dükkânın önünde taş kesilmiş gördüm, yanına gittiğimde; Yıldızların sokağa bakıyordu. Yağmur başlamıştı; gözyaşları yağmura karışıyordu ustamın. Eli ile Yıldız’ın evinin camlarını işaret etti. Camlar bomboştu ve birinde beyaz bir kâğıtta "KİRALIK" yazıyordu. Daha akşam buradaydılar. Yıldız’ın ailesi, bu yasak aşkın baskısına daha fazla dayanamamış ve Silivri’yi terk etmişlerdi. Babası Ahmet amca zaten devlet memuru idi tayin istemiş olacak. Bir gecede gitmişlerdi; kimselere haber vermeden. Aylar geçmiş, yıl olmuştu Yıldızların mahalleden gidişleri. Ustam Her gün içiyor, içiyor yıkılıyordu. Yıldız’ı bu kadar sevdiğini daha iyi anlıyordum ama bir yandan da Osman ustama yanıyordum. Postacının saatini ezberlemiştik. Bir mektup bekliyorduk, bir mektup.  Belki de, bizi tekrar hayata bağlayacaktı. Bu yüzden dayımın yanından ayrılmış, Osman Ustanın dükkânında çalışıyordum. Çalışmak değildi işte! Postacı bir mektup tutuştursa elime koşacaktım sanayi meyhanesine; yıkacaktım masayı. Alacaktım ustamı oradan. O yakışıklı adam gitmiş, yaşlı bir adam olmuştu. Alkol onu mahvetmişti. Yıldız’ın gidişinin üzerinden iki yaz geçmişti. Osman usta, dükkânı devretmiş; artık sahilde taşlar arasında geçiyordu ömrü. Ben, iki yıl aradan sonra ortaokula kaydettirdim kendimi. Gazeteler, TİP ve DİSK kapatıldı diyordu. Nihat Erim CHP’den ayrılıp bağımsız hükümetin başbakanı idi ve Orhan Gencebay; “Bir Teselli Ver” diyordu 45’liklerinde. Deniz Gezmiş ve arkadaşları tutuklanmıştı. Okullar açılmıştı, ben ortaokul talebesiydim. Yeni bir sinema açılmıştı şehrimize. Arkadaşlarla afişlerine bakıyoruz, arkamızdan bir cenaze geçiyordu. Cenazeye saygı duruşu gösterdik. Bize öyle öğretmişti büyüklerimiz. Kalabalık bir cenaze değildi? Çocukluk aklımızla konuşuyorduk. “Fakir biri herhalde” dedi arkadaşım. Dayımı gördüm cemaatin içinde, bana bakıyor ve sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu. Dudaklarından  “Osman” dediğini okudum. Mezarlığın kapısına kadar gittim içeri girme cesaretini gösteremedim. Bir daha yıllarca cenazelere katlamayacaktım. 1972 yılı baharı idi, Tekel 3. bira fabrikasını tokatta açıyordu. Açılışı; Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay yapıyordu. 65 milyona mal olmuştu. Sovyetlerin yardımı ile 1969 yılında temeli atılan Bandırma’daki sülfürik asit fabrikası nihayet açılıyordu. Çayda yaprak alım fiyatı geçen yıl olduğu gibi bu yılda 4 lira olarak açıklandı. Senato, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını 2 çekimser ve 48 red oyuna karşılık 273 oyla onayladı. “Oğlum bırak masalarda konuşmayı dağıt çaylarını soğuyacaklar.” Diye sesleniyordu babam. Tanker recep sinema işletiyordu. Ön masada oturan gençlere laf atıyordu. ”Akşama sinemaya gelin parça koyacağım” Gülüşmeler… Şehre bir film gelir ve bir güzel orman olur yazılarda iklim değişir, Akdeniz olur… Hadi Gülümse… Benden aşk yazıları isteyen Bir taneme ithaf olunur… Karıncaya sormuşlar; ''Nereye gidiyorsun?'', '' Dostuma'', demiş. ''Bu bacaklarla zor''  demişler. Karınca; ''Olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş.. Yolunda ölünecek dostlara... Kalın Sağlıcakla Sevda ne yana düşer usta Hicran ne yana Yalnızlık hep bana Bana mı düşer usta?
Bu Yazıyı Paylaşın:
Lütfü Ertürk
Lütfü Ertürk

Lütfü Ertürk Köşe Yazıları ve Makaleleri

Yazarın Tüm Yazıları »
YORUMLAR
0

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

BU YAZIYA YORUM YAP
E-posta adresiniz sitede yayınlanmayacaktır.
Lütfü Ertürk Tarafından Yazılan Diğer Makaleler
SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS