---
title: "“Her Şey Gittiğinde Geriye Kalan: Cinnet”"
author: "Mutlu Gözücük"
url: "http://www.silivrihaberhatti.com/kose-yazisi/her-sey-gittiginde-geriye-kalan-cinnet"
date: "2026-04-12T09:07:21+03:00"
category: "Köşe Yazıları"
description: "Öfke önce sessizce çöker ona. Bir gölge gibi. Omuzlarının üzerine oturur, nefesini daraltır. Kaybettiklerinin ağırlığı tek tek sayılmaz artık; iş, para, ev, eş… Hepsi tek bir kelimeye dönüşmüştür zihninde: yokluk. Ama bu yokluk boşluk değildir; tam t..."
---

# “Her Şey Gittiğinde Geriye Kalan: Cinnet”

> **Yazar:** Mutlu Gözücük | **Tarih:** 12.04.2026 | **Kaynak:** [Silivri Haber Hattı](http://www.silivrihaberhatti.com/kose-yazisi/her-sey-gittiginde-geriye-kalan-cinnet)

**Öfke önce sessizce çöker ona. Bir gölge gibi. Omuzlarının üzerine oturur, nefesini daraltır. Kaybettiklerinin ağırlığı tek tek sayılmaz artık; iş, para, ev, eş… Hepsi tek bir kelimeye dönüşmüştür zihninde: yokluk. Ama bu yokluk boşluk değildir; tam t...**

Öfke önce sessizce çöker ona. Bir gölge gibi. Omuzlarının üzerine oturur, nefesini daraltır. Kaybettiklerinin ağırlığı tek tek sayılmaz artık; iş, para, ev, eş… Hepsi tek bir kelimeye dönüşmüştür zihninde: <strong>yokluk</strong>. Ama bu yokluk boşluk değildir; tam tersine, içini kemiren, kabaran, sıcak bir kütledir.

Sinir, damarlarında dolaşan kanla birlikte koyulaşır. Ellerini farkında olmadan sıkar; tırnakları avuç içine gömülür, ama acıyı hissetmez. Çünkü acı, artık bedende değil, daha derinde bir yerdedir.

Sokakta yürürken insanların yüzlerine bakamaz; her bakış ona bir suçlama gibi gelir. Başarabilmiş olanlar, hâlâ bir yere ait görünenler… Hepsi istemeden de olsa ona aynayı tutar. Ve o aynada, artık tanıyamadığı bir yüz vardır.

Evinin duvarları bile ona dar gelir. Sessizlik sinirini daha da keskinleştirir. Bir zamanlar paylaşılan kahkahaların yerinde şimdi uğultu vardır; beyninin içinde durmadan çarpan, yankılanan bir uğultu. Eşinin yokluğu sadece bir terk ediliş değildir; aynı zamanda kendisinin de terk edilişidir. Erkekliğinin, değerinin, geleceğinin elinden alınmış olduğu duygusu, öfkeyi kişisel bir haklılığa dönüştürür.

Ve sonra cinnet yaklaşır. Artık öfke bir duygu olmaktan çıkar; bir hal alır, bir varoluş biçimi. Düşünceler kesik kesik gelir. Mantık çözülür, neden–sonuç bağları kopar. En küçük ses bir tehdide, en ufak gecikme bir komploya dönüşür. Gözleri sertleşir; bakışlarında bir kararlılık değil, kontrolsüz bir taşkınlık vardır. Kendini savunduğunu sanır, oysa savunduğu tek şey, yıkıntılar arasındaki gurur kırıntılarıdır.

Bu cinnet anında dünya ikiye ayrılır: ona haksızlık edenler ve onun öfkesini hak edenler. Aradaki bütün gri alanlar silinmiştir. Vicdan susar, merhamet geri çekilir. İçindeki yangın, artık söndürülecek bir şey değildir; sadece yön değiştirebilir.

Ve adam, her şeyini kaybetmiş olmanın verdiği o çıplaklıkla, kendisini de kaybetmeye bir adım daha yaklaşır.

Çünkü bazen en büyük yıkım, dışarıda değil; insanın kendi içinde tamamlanır.
