---
title: "Çocuk Gelinler"
author: "Gül Candemir"
url: "http://www.silivrihaberhatti.com/kose-yazisi/cocuk-gelinler"
date: "2026-11-02T13:23:00+03:00"
category: "Köşe Yazıları"
description: "Coğrafyamızdaki birçok kadının ortak hikâyesi… Çocuk gelinler."
---

# Çocuk Gelinler

> **Yazar:** Gül Candemir | **Tarih:** 02.11.2026 | **Kaynak:** [Silivri Haber Hattı](http://www.silivrihaberhatti.com/kose-yazisi/cocuk-gelinler)

**Coğrafyamızdaki birçok kadının ortak hikâyesi… Çocuk gelinler.**

Adı kader, yazarı aileler.


Biraz zorlansa değişir miydi? Normalleştirilmiş, kabul görmüş bir kere! Kimse çıkıp da “Ben almam, ya da kimse çıkıp ta ben vermem. Bu daha çocuk.” dememiş. Kız beşikte, çeyiz sandıkta… Öyle hazırlarmış ki bir an önce göndermek istercesine evden.


Evlat, yeri doldurulamayacak bir can olması gerekirken kız evlat, yokluğu bile hissedilmeyen bir cana dönüşmüş. Hatta pazarlık konusu edilmekten bile çekinilmemiş.


Bazen korkuyorum, “Nasıl evlendin, nasıl tanıştınız?” diye sormaya. Çünkü bütün hikâyelerin ardından çok büyük bir dram çıkıyor. Bu dramın farkında olan ve onu bütün ağırlığıyla yaşayan bir tek kişi var.


Yüzü hemen mahzunlaşıyor. "On üç yaşındaydım.”


Bu cümle bile yetiyor her şeyi anlatmaya.


Şimdilerde mutlu görünüyor. “Şükür,” diyor. “Çocuklarım iyi.”


Çocukları onun oyuncak bebekleri olmuş. Ne ruhunun ne de bedeninin hazır olduğu bu hikâyenin tek tesellileri onlar. Bir zamanlar evcilik oynaması gereken yaşta, gerçek bir evin, gerçek sorumlulukların içine bırakılmış.


Hayalleri var mıydı geleceğine dair? Özendiği bir hayat, tutunabileceği bir umut var mıydı? Annesi babası umudu değilse, belki de hiç yoktu.


İtiraz edebilir miydi? Ayak diretebilir miydi?


Ne değişirdi?


Onun coğrafyasındaki kadınların çoğu aynı kaderi yaşarken…


Şimdi güçlü bir kadın. Güçlü olmak zorunda bırakıldığı bir hayatın kadını. Hayatı kulaktan dolma değil; bizzat içinde yaşayarak öğrenmiş. Bir gecede büyümek zorunda bırakılmış.


Bana bu yazıyı yazdıran, o küçücük on üç yaşındaki bakışları.


Pes etmemiş. Atalarından devraldığı zinciri kırmış bir kadın. Kızını getirebileceği en güzel yere getirmiş. Belki de kendi yaşayamadığı çocukluğu kızına armağan etmiş.


 Ama insanın içinde bazı sorular hiç susmuyor.


“Ben çocuk değil miydim?”


“Biraz okuyabilseydim…”


Biraz diyor. O birazın bile hayatını değiştireceğini bilen bir kadın. Çünkü cahilliğin perdesini ancak okumak kaldırabilirdi.


Koca evinde de hayatı sessiz direnişlerle geçmiş. Suskunluk, derin bir kabulleniş gibi görünse de aslında içinde nice itirazlar saklamış. O direnişlerin izleri yüzündeki derin çizgilerde gizli. Birçok kadında olduğu gibi…


Hayır kelimesi sözlüğünde yok. Yanlış yaparım korkusu öyle derin ki… Hiç hata yapma hakkı olmadığı öyle belli ki… Kimsenin ona “Sen daha on üç yaşındasın.” demediği öyle belli ki…


Küçücük bedenine orası burası iğnelenerek oldurulmuş gelinliğinin ağırlığını hâlâ omuzlarında taşıyor. Yıllarca ayağına dolanmış, kendisinden en az on yaş büyük bir gelinliğin eteği.


Belki de en acısı, o gelinliğin eteğine takılıp kalan çocukluğu…


Bugün kızına başka bir hayat sunabilmiş olması, geçmişini değiştirmiyor. Ama bir annenin kendi kaderinden kızını kurtarması, kuşaklar boyunca aktarılan bir zincirin ilk kez kırılması demek.


Ben o kadının gözlerinde yalnızca geçmişin acısını görmedim. Geç kalmış bir çocukluğu, yarım bırakılmış hayalleri ve bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı başarmış bir kadını gördüm.


Şimdi kendime soruyorum:


Bir çocuğun çocukluğunu elinden almak hangi kaderin, hangi geleneğin, hangi vicdanın kabul edebileceği bir şeydir?


Çocuk gelin yoktur aslında. Çocukluğu elinden alınmış kız çocukları vardır.


Ve hiçbir çocuk, büyümeyi bir gelinlikle öğrenmek zorunda bırakılmamalıdır.
