Sıtkı Topçu (Şehir Efsaneleri 10)

: 3257 okunma
Bazı insanlar vardır, hayatlarımıza girdiklerinde değil, çıktıklarında değerini anlarız.

. Gittiklerinde bıraktıkları izler bize yol göstermeye devam eder.

Sıtkı ağabeyimizden bahsetmek istiyorum sizlere…  Yaşlılarımız, “Topçuların Sıtkı” diye andıkları, Sıtkı Topçu ağabeyimizden bahsedeceğim.

  Beş erkek ve bir de kız kardeşleri vardı. Kalabalık bir aileydiler. Sıtkı ağabey Mahallede çok sevilirdi. Gençliğinde üstlendiği bir “mahallenin ağabeyi “ misyonu vardı.

Herkesin işine koşar, elinden her iş gelirdi. Sizin anlayacağınız. Sıtkı aşağı, Sıtkı yukarı durumu hasıl olmuştu mahallede… Parayla pulla işi olmazdı ağabeyimin. Kısacası bir onur, gurur abidesiydi.

Evlendiği günü bilirim. Çocukluğumda Evlenmek için düğün yapıldığını düğüne gidilerek hep birlikte eğlenildiğini Sıtkı ağabeyimizin düğünüyle öğrenmiş oldum.

Çok konuşmaz, yavaşça gülümserdi. Sanki gözleriyle konuşurdu. Anlatacaklarını gözleriyle anlatırdı. Acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini gözlerinde okumak mümkündü. Bize mi öyle geliyordu? Yoksa deli mavi gözleri konuşuyor gibi mi bakıyordu!

Büyük ağabey Hüseyin gece bekçisi idi. Sıtkı ağabeyim ise polis olmayı kafasına koymuş önce gece bekçisi olup oradan polisliğe geçmeyi hedefliyordu. Birkaç zaman Bekçiliğe takıldı. Yeterli süre dolduğunda terfiini beklerken, şimdilerde olduğu gibi yine bir kanun hükmünde kararname gereği bekçileri polis yapacak kanun yürürlükten kaldırılmıştı. Sıtkı ağabeyimiz kaldıramadı bu darbeyi, günlerce hasta yattı. Onunla birlikte mahalleli de üzülmüş, mahallemizin üzerine bir hüzün çökmüştü.

Herkes Sıtkı ağabeyi konuşur olmuş, ziyaret edip hal hatır sorup teselli ediyorlardı.

Bir müddet sonra iyileşmiş, sokağa çıkmaya başladı. Yolda yüzü gülmez, kimseleri görmez olmuştu. Çok geçmeden yapması gerekeni yapmıştı. Gitti gece bekçiliğinden de istifa etti. Gönül koymuştu bir kere, devlete yasaya, hükümlere, kararnamelere karşı gitti istifasını verdi. Yolda herkes onu hayranlıkla izliyor, sarılıp öpüyor tebrik ediyorlardı. Sadece benim değil, tekrar mahallenin kahramanıydı.

Yıllarca onu izlemiş,” büyüyünce ne olacaksın?” Diyenlere “Sıtkı olacağım” diye cevap veriyordum. Yani Sıtkı ağabeyimiz benim idolümdü…

Aylar, yılları kovalamış; biz mahallemizden taşınmıştık…

Biz, Piri Paşa Mahallesinde oturuyorduk. Sahilde Kantarcı İskender’in bir kahvesi vardı. Bir gün Sıtkı ağabeyi önünde görünce sevinçle yanına gittim. Orayı tutmuş kahvehane işletiyordu. Artık akşamları onun yanına uğruyor laflıyorduk. Onca çay bahçesi, kulüp, dernek, lokal işletmesi arasında küçücük bir kahvehane ile direniyordu hayata. Direndi de yıllarca, o kahvehanede hiç kimselere eğilmeden bükülmeden dimdik durdu hayata. Hoş sohbetini seven ne kadar çok insan vardı. Çok sözü bana ışık olmuştur.

Onu konuşturmak için bilerek hata yapıyor, bana diyeceklerini merak ediyordum. “paranın karşısında sakın eğilme” derdi. “Para alan emir alır” derdi. “Haklı olduğun davanda sonuna kadar git” derdi. Hiç kimseye eğilmedi.

 Çalışarak, emeğinle yaşadı Sıtkı ağabeyim. Takılır, güldürürdüm onu. Çay bardağında rakılarımızı içerken, “Sen şimdi üzerine cila da istersin bunun” diyerek arkadan birer de biramız olduğunu belli ederdi.

Bir gün kahvehanenin önünde toplanmış masalar sandalyelerle buldum onu. O mağrur bakışlarını takınmıştı yine. “Müteahhitte vermişler” dedi. Kendimizi İskelenin üzerinde kol kola yürürken bulduk. “çık ulan kolumdan, millet yanlış anlayacak” diyerek gülümsedi. Ama ne gülümseme olmuştu bu sefer ki! Kahvehane ile birlikte içimizde çok şeyler de kapanmıştı. Böyle kapamıştık o gün kahvehanemizi.

Aylar sonra, bir kamyonun acı klaksonunla selamlıyordu beni. Şoför mahallinden gülümsüyordu. Onu gördüğüme çok sevindim.  Hele gülümsemesi, bir o kadar hoşuma gitmişti. 6 silindir 59.AC.813 plakalı Yeşil bir Şavrole kamyondu. Pazarcılık yapıyordu. Pazarlara çıkıyor, kavun, karpuz gibi mevsimine göre sebze ve meyve işine girmişti.  Ne zaman görse durup sohbet ediyor, eski günlerimizi yâd ediyorduk.

“Kimseyi sallama, kafana göre takıl, herkes kendine hesap verir” derdi. Sallamadı da kimseleri. Nüktedanlığınla hiçbir lafın altında kalmaz kimselerden sözünü esirgemezdi.

 Eskisi gibi sık göremez olmuştum. Bir gün bir Skoda kamyonette gördüm. “Hayırdır” dediğimde masraflı olmaya başlamıştı dedi canı sıkkın bir şekilde. Oysa Yeşil Şavrole onun için bir efsaneydi.

1986 yılının Haziranında bizleri bırakıp gitti Sıtkı ağabeyimiz. Hayat, onu mağlup edememişti ama canına kast etmişti sonunda. Erken kaybettik Sıtkı ağabeyimizi, mekânı cennet olsun…

 Ne zaman adını ansam “Para alan, emir alır” sözü gelir aklıma. Sanki bu dünya da ona uymayan bir şeyler vardı. Şikâyeti vardı hayattan, yalandan, dolandan… Kula kulluk edeni hiç sevmezdi. Üzerimde hakkı vardır. Adamlığından her daim Allah razı olsun.  İyi şeyler öğrendik kendisinden.


YASAL UYARI:Yayınlanan haberin tüm hakları Lütfi Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazı sadece Silivri Haber Hattı tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir
loading_image
GÖSTERİLEN YORUMLAR (0)

© Silivri Haber Hattı Tüm Sakları Saklıdır. 2014