Çarşıda Bir Çınar Ağacı

: 3419 okunma
74 yıllık hikâyesini toparlayıp gidiyor…

Asırlık çınar ağacının gölgesinden, sıyrılıp giderken, koskoca bir çarşının ruhunu da götürüyordu.

Meslek hayatına babası Ahmet Bircan ve ağabeyi Münir Zeki Bircan le birlikte başlamıştı. 1943 ten beri çarşıdaydı… 1965 tarihinden itibaren de ben tanırım kendisini. 1971 yılında, şimdi ki yerinde yani Zafer Köşe de çırak olarak girmiştim yanına.

 Ağabeyi, Münir Zeki Bircan’ın Mavi Köşe (Tam karşısı, Turgut’un Kahvehanesinin yanı) ile karşılıklı idi dükkanları.

Gün geldi, yol genişletmesi için kahveyi de mavi köşeyi de yıktılar…

Kahvehane ile birlikte Mavi köşe de yıkılınca gazeteyi Ahmet Bircan pasajına taşımıştık. O yıllarda, tek katlı bir pasaj içinde 5-6 tane dükkân ve bir de Trakya Ekspres gazetesinin matbaası vardı.

Gazeteyi 1952 den itibaren çıkarmayı başardılar. 1982 yılına kadar sürdü. 1976 yılında da benim gazeteciliğim fiilen başlamıştı. Kurşun harfleri çakarak…

O yılların siyasileri gazeteye gelir, Münir ağabeye kardeşi Bulcan’ı şikâyet ederler, “söyle Bulcan’a bizi yazmasın” anekdotu dillere pelesenk olmuştu.

Silivri çarşısı, yahudi esnaflarımızla dolu idi. Bakkal Vitali, Yoğurtçu Albert, peynirci Daniel daha niceleri. Vitali ile Bulcan ağabeyimin babası Ahmet Bircan komşu iki meslektaştırlar. Ahmet ağabey dükkanında kendi turşularını yapar, satar ama komşu Vitali’de rahat durmaz, gider İstanbul’dan tenekelerle hazır turşu getirir Ahmet Bircan’la rekabet yapar.

Ahmet Amca uyarır Vitali’yi “Yapma böyle şunun şurasında komşuyuz!” Dinlemez Vitali!

Çok geçmeden Vitali’ye birkaç müşteri gelir. Antep pekmezi sormaya başlar. (yuvarlak tahta kutularda Antep bulaması) bir sorarlar iki sorarlar. Dayanamaz Vitali atlar İstanbul’dan, Eminönü’nden doldurur Antep pekmezlerini döner gelir, dizer dükkanın önüne…  Ses etmez Ahmet amcamız bekler!

Soran eden olmayınca, yanaşır Ahmet amcaya Vitali; “kaç gündür herkes pekmez sorar olmuştu. Pekmez getirdim. Kimse sormuyor artık!” Dert yanar Ahmet amcamıza. Yine ses etmez Ahmet amca!

Dükkânına dönerken Vitali’ye der ki;

 “40 yıldır bu çarşıdayım. Bugüne kadar hiç kimse bana Ağustos ayında pekmez sormadı” diyerek uzaklaşırken, Vitali’nin kafasına dank etmiştir. “Ah be Ahmet yaktın beni diyerek hatasını anlamış daha sonra da özür dilemişti…

Böyle bir adamın ve böyle bir zamanın adamıydı Fuat Bulcan Bircan!

İlk mesleki diplomasisini Silivri Belediyesi Başkanımız Özcan Işıklar’ın babası Feyzullah ışıklar ile yaşayacak, elinden ahilik mertebesini alacak, törenle mesleki podyasını kuşanacaktı.

Kader, 65 yıl sonra yine bir başka” “IŞIKLAR” tarafından mesleki hayatı sonlandırılacaktı. Asırlık çınarın gölgesinde 65 yılını geçiren Fuat Bulcan ağabeyimiz adeta “Almanya’dan oğlum gelecek” edasıyla iş yerinden çıkarıldı.

İşte, kaderleri sanki önceden yazılmış gibiydi… Babasının başlattığı ve oğlunun sonlandırdığı bir tarihi hikâyeyi toparlayıp gidiyordu Fuat Bulcan Bircan ağabeyimiz…

O küçücük Zafer Köşe de Silivri’nin siyasi nabzı tutulur, oradan siyasete yön verilirdi. Bir turizm acentesi gibi çalışır. Gönüllü turizm elçiliği yapardı ağabeyimiz… Çoğu kez yaşamışımdır! “Silivriliyim” dediğim de “Bulcan’ı tanır mısın?” sorusunu sormuşlardır.

Denizaltı orkestrasının kuruluşunda yer almış, Belediye bandosunun da kurucularındandır.

Silivri Çarşısının Nasrettin Hocası gibidir. Nüktedanlığı ona ayrı bir sevimlilik kazandırmıştı.

Anadolu’dan göçlerin başladığı ilk  yıllarını anlatırken, Bayburtlu Seyfettin Memiş’e takıldığını hala duyar gibiyim.

“Oğlum Lütfü, bak bu Seyfi ağabeylerini doldurmuşlar bir minibüse, Almanya’ya götüreceğiz diye çıkmışlar yola… Gele gele bizim çınarın altına çekmişler minibüsü. Şoför kaçmış, Minibüsün perdeleri kapalı, saatlerce durdu çınarın gölgesinde… Neden sonra içlerinden biri; inme cesaretini gösterip, bana doğru gelmeye başladı. Merakla etrafına bakınıyor, bir şeyler anlamaya çalışıyordu. Kapının önünde de kahveci Muhsin Renda ile bir arkadaşı patriyotça konuşuyorlar. Minibüsten inen vatandaş bunları duyunca; minibüse doğru koşmaya başladı  “ula inin Münih’e geldik” diye bağırıyordu. İşte, o gün, bu gün bunlar buradan gitmediler dediğinde, gülmekten kimde hayır kalırdı. Bu anekdot bu çarşıda üretilmişti. Ve 60 yılı aşkın süredir. Kavga gürültü nedir bilmeden dostça yaşadık gittik…

Bu çarşının yüzlerce hikâyesi vardı Bulcan ağabeyimizde… Ve bu çarşıda, Fuat Bulcan’ın da bir hikâyesi vardı. Koyu Bir CHP’li idi. Babadan CHP’lilerden diyebiliriz. Belediye Başkanımız Özcan Işıklar, “İki çınar arasında siyaset bitti” dediğinde bitirmişti Bulcan ağabeyi.  Oysa bilmeliydi ki o insan artık Silivri ile özdeşleşmiş, tarihselleşmiş bir Silivri hikâyesiydi…

En azından böyle gönderilmemeliydi.

Bu onun hikâyesiydi ama bilmeliyiz ki Silivri’nin bir çarşı hikâyesi de onda vardı. Silivri’nin tarihi taşlarından biridir. Umarım, tarihsel bir yapıt bırakır bizlere. O yazmasa bile konuşsun yeter. Ben yazarım…

 


YASAL UYARI:Yayınlanan haberin tüm hakları Lütfi Ertürk'e aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazı sadece Silivri Haber Hattı tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir
loading_image
GÖSTERİLEN YORUMLAR (1)
Ahmet Refik
Bana yazacak söz verdi Lütfü Ağabey😀
5 January 2017 - 23:52

© Silivri Haber Hattı Tüm Sakları Saklıdır. 2014